Covid-19 Pandemisinde Doğal Ürün Kullanımı: Avantajları ve Riskleri

Covid-19 Pandemisinde Doğal Ürün Kullanımı: Avantajları ve Riskleri

Salgın bir hastalık olarak Covid-19’a karşı tedavi edici özellikleri bulunan her türlü organik ve kimyasal bileşenin araştırılması oldukça önemlidir. İstatistiki anlama bakıldığında tüm dünyada ortaya çıktığı ilk günden bugüne bir yıl gibi kısa bir sürede yaklaşık 131 milyon insana bulaşan bu virüsün tedavisi amacıyla çeşitli ilaçlar kullanılmaktadır.

Bunların arasında başı Favipiravir, Remdesimir, Lopinavir ve Ritonavir temelli ilaçlar çekmektedir. Bununla birlikte ileri düzeydeki vakalarda entübasyon oranının arttığı gözlemlenmektedir. Son aylarla birlikte piyasaya sürülen ve ülkemizde dahil olmak üzere dünyanın hemen her ülkesinde kullanıma alınan çeşitli aşıların varlığı koronavirüs salgınına karşı önemli ölçüde koruma sağlamaları açısından Covid-19 tedavisi için insanlığın elinde önemli bir kozdur. Yine de gerek aşı tedarikinin henüz genel anlamda eksik kalması gerekse tüm dünyada halkın önemli bir kısmının aşılara karşı olumsuz duruşları sebebiyle söz konusu salgından minimum zararla çıkabilmek için aşı ve sentetik ilaçların yanında daha farklı yöntemlere ihtiyaç duyulduğunu göstermektedir. Bu noktada devreye alternatif tıp yöntemleri arasında en eski ve muhtemelen en yaygını olan bitkisel tedaviler girmektedir.

Bilindiği üzere bitkisel tedaviler (bilimsel bir yaklaşım olarak Fitoterapi) yerel toplumlar tarafından en sık başvurulan sağlık uygulamalarıdır. Bilinen neredeyse tüm sağlık sorunlarına karşı kullanılan, koruyucu ya da tedavi edici çeşitli bitkisel yaklaşımlar bulunmaktadır. Güncel bir sağlık sorunu olarak Covid-19 tedavisinde de bitkisel kökenli çeşitli kürlerin veya ilaçların kullanıldığı da görülmektedir.

Tüm hastalıklara karşı en önemli silahımız o hastalıklardan korunmaktır. Bu durum koronavirüs gibi salgın bir hastalık için daha da fazla önem kazanmaktadır. Yapılan klinik deneylerde söz konusu hastalığın en çok solunum yoluyla vücuda girdiği ve akciğerlerde birikip alt ve üst solunum yollarında semptomatik etki gösterdiği bulunmuştur. Bu durum, virüse karşı alınacak diğer tedbirlerin yanında (maske, mesafe ve kişisel temizlik gibi) solunum sisteminde bulunan tüm birimleri sağlıklı tutmanın önemli olduğunu göstermektedir. Buna ek olarak, hastalıklara karşı vücudumuzun savunma mekanizması olan immün sistemini de destekleyecek bitkilerin tüketiminin faydalı olacağı aşikardır. Her ne kadar Covid-19’a karşı kullanılabilecek bitkisel ürünlerin, hastalığın seyri üzerindeki etkisi spesifik olarak gösterilmemiş olsa da bu bilgilere paralel olarak, Covid-19 hastalığından korunmak amacıyla tüketilen veya tüketilmesi tavsiye edilen pek çok bitkisel kökenli ürün bulunmaktadır.

Günümüzde, viral enfeksiyonlara karşı kullanılan ilaçların pek çoğu bu mantığa göre geliştirilmektedir. Söz konusu ilaçlar, çoğu viral enfeksiyona karşı yüksek tedavi şansı verirken, bazı durumlarda tek başlarına yeterli olmamaktadır. Ayrıca, hastaların ilaçlarla muamelesi sürecinde meydana gelen yan komplikasyonların giderilmesinde de ikincil ilaçlara ihtiyaç duyulmaktadır. Koronavirüs tedavisinde veya diğer pek çok enfeksiyonun tedavisinde bitkisel ilaçların kullanımı bu açılardan önemlidir. Ayrıca laboratuvar ürünü dahi olsa, günümüzde kullanılan ilaçların %40’nın doğrudan veya dolaylı olarak bitkisel kaynaklı bileşenlerden oluştuğu da bir gerçektir. Fitokimyasal analizler ile birlikte görüldüğü üzere bitkisel ekstraktlar; alkoloid, antosiyanin, karotenoid, flavanoid, izoflavon veya saponinler gibi önemli kimyasalların ana kaynağıdır.

Sonuçta Covid-19 salgını süresince bitkisel kaynakların kullanımı için çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Örneğin, salgının orijini olarak kabul edilen Çin Halk Cumhuriyeti’nin Hubei eyaletinde 3000’den fazla sağlık uzmanının oluşturduğu bir uygulama merkezi kurulmuştur. Bu merkez Çin devletinin salgın boyunca meydana gelecek gelişmeleri takip ve tetkik edeceği Covid-19 Tanı ve Tedavi Kılavuzu kapsamında değerlendirilmektedir.

Söz konusu merkezde, salgının erken dönemlerinde 102 hasta üzerinde yapılan deneylerde bireylere belirli bir periyotta tarçın, meyan kökü, kurutulmuş mandalina kabuğu ve zencefil içeren bir çeşit çay verilerek hastaların durumları takip edilmiştir. Sonuçta elde edilen verilere göre; klinik semptomların kaybolma süresinin 2 gün kısaltıldığı; vücut ısısının iyileşme süresinin 1,7 gün azaldığı, ortalama hastanede kalış süresinin 2,2 gün kısaldığı, CT (Bilgisayarlı Tomografi) görüntüsündeki iyileşme oranının %22 arttığı ve vakalardaki seyrin %27 oranında hafifleştiği tespit edilmiştir.

Ayrıca yapılan bir başka araştırmada, aynı kür 700 hastaya uygulanmıştır. Sonuçlara göre, 130 vakanın tedavi edilip taburcu edildiği, 51'inde klinik semptomların kaybolduğu, 268'inde klinik semptomların düzeldiği ve 212 vakanın semptomlar kötüleşmeden stabil kaldığı bildirildi. İstatistikler, kullanılan kürün hastalara karşı %90'ın üzerinde olumlu etki gösterdiği belirtilmiştir.

Koronavirüse Karşı Tedavi Amacıyla Kullanılabilmesi Olası Bitkisel Ürünler
Meyan Kökü (Glycyrrhiza glabra):Meyan Kökü antiviral özellikleri olduğu bilinen bir bitkisel üründür. Covid-19 hastalığının viral ailesinden olan SARS epidemisi esnasında yapılan araştırmalarda meyan kökü kullanan bireylerin enfeksiyon yaşamadığına dair kanıtlar ortaya çıkarılmıştı.

Güney Afrika Sardunyası (Pelargonium sidoides): Bu bitkinin köklerinden elde edilen alkollü bir özüt olan Umcka (EPs 7630) hali hazırda akut bronşite karşı Almanya’da onaylı olarak kullanılan bitkisel kökenli bir ilaçtır. Yapılan araştırmalarda söz konusu özütün, bakteriyal veya viral enfeksiyonların solunum yollarındaki mukoza yapısına yapışmasını önlediği gösterilmiştir.

Duvar Sarmaşığı (Hedera helix): Sarmaşık yapraklarından elde edilen özler öksürük ve astım için kullanılmaktadır. Almanya'da reçete edilen bitkisel ürünlerin %80'inden fazlası sarmaşık özü karışımlardır. Mukolitik balgam söktürücü etkisi, saponinler alfa-heder ve hederaosit C'nin bir sonucu olarak dolaylı beta-2 adrenerjik etkiye dayanmaktadır.

Peygamber Süpürgesi (Artemisia annua): Klorokin (CQ) ve hidroksiklorokin (HCQ), kına kına (Cinchona pubescens) bitkisinden sentezlenen ve romatoid artrit ve sistemik lupus eritematozus (SLE) gibi otoimmün hastalıklara karşı da kullanılan COVID-19 için test edilen antimalaryal ilaçlardır.

Ekinezya (Echinacea purpurea): Ekinezyanın antimikrobiyal aktivitesinin yanı sıra bağışıklık sistemi üzerinde de bir aktiviteye sahip olduğu bilinmektedir. Alkilamidler, kafeik asit türevleri ve polisakkaritler bitkinin önemli bileşenleridir. Ek olarak, birçok in vitro ve in vivo çalışma, alkilamidlerin ekinezya ekstraktlarının immünomodülatör aktivitesinde rol oynadığını göstermiştir.

Havlıcan (Alpinia Officinarum): Alpinia officinarum ve Zingiber officinale Roscoe (zencefil), her ikisi de rizomları baharat olarak kullanılan Zingiberaceae familyasına ait aromatik bitkilerdir. Özellikle SARS-CoV-2 virüsünün hayatta kalması ve replikasyonunun önlenmesi için etkili olabileceği gösterilmiştir.

Kara Mürver (Sambucus nigra): Mürver (Sambucus nigra), dünyanın birçok yerinde yaygın olarak kullanılan ve genellikle hayat ağacı olarak adlandırılan bir bitkidir. Hem meyveleri hem de çiçekleri flavonoller (örneğin Kempferol, quercetin, isoramnetine ve türevleri), proantosiyanidinler ve fenolik asitler (örneğin klorojenik, nöro-klorojenik veya kripto-klorojenik asit) bakımından zengindir.

Covid-19 tedavisinde doğrudan veya dolaylı olarak bitkisel formülü olan ilaçların kapsamlı ve etkili olduğuna dair henüz detaylı bir araştırma yapıldığına rastlanmamıştır. Bununla birlikte, geçmişte yine koronavirüs ailesine ait olan diğer hastalıklarda etkili olduğu bilinen bitkisel kaynakların günümüz pandemisinde de kullanılabilecek olduğuna dair tahminler bulunmaktadır. Ayrıca, son yüz yıldır, bitkisel ürünler üzerine yapılan fitokimyasal ve biyolojik aktivite araştırmaları göz önüne alındığında, bitkilerin Covid-19 virüsüne karşı tedavi edici amaç ile kullanılabilecek bir kürün olduğunu düşünmek yanlış değildir. Buna rağmen bu amaçla çalışılmış bilimsel bir araştırma bulunmamaktadır. Salgın ile mücadele amacıyla konvensiyonel tıp uygulamalarının yanı sıra, bitkisel terapilerinde çalışılması gerekmektedir. Böylece, salgından kurtulabilmek veya en azından hastalıkla mücadele edebilmek için daha fazla seçeneğimiz olacağı da bir gerçektir.
 
Doç. Dr. Canan SEVİMLİ GÜR
İzmir Katip Çelebi Üniversitesi, Eczacılık Fakültesi, Eczacılık Temel Bilimleri ABD Başkanı