Belirsizlikle Yaşamak…

Belirsizlikle Yaşamak…

Hepimizin şimdi ne olacak diye düşünmekten kendimizi alamadığımız, mutlaka yaşadığı bazı an’lar olmuştur. Merakla ne olacağını beklediğimiz, çözmek için çaba gösterdiğimiz durumlar… Elimizden bir şey geliyorsa, bir çözümü varsa, bu harika bir şeydir, elimizden geleni yapar ve çözeriz. Ya elimizden bir şey gelmiyorsa, işte burası bizi asıl yorandır.
 
Çözüm eğer zaman ise beklemekse bizim dışımızda başka kişi ve şeyler ile ilgili ise süreç ve son tam olarak belirsizdir. Flu renk diye tanımladığımız şeyin diğer bir adıdır belirsizliktir. O duruma bakarız ancak net göremeyiz, sonucunu tam kestiremeyiz. İstediğimiz şey, gerçekten bizim isteğimiz şeklinde sonuçlanmasını beklerken, belirsizliğin uzaması halinde sonu istemediğimiz şey de olsa yeter ki sonuca ulaşalım isteriz.
 
Danışanlarıma, içinde bulundukları belirsiz durumlara yönelik en sık kullandığım metaforlardan biridir; tünel metaforu. Tünele girdiğimiz ilk anda, karanlığı en net hissettiğimiz andır, bir anda aydınlıktan karanlığa gireriz ve yol almaya çalışırız. Tünele girdiğimiz ilk anlar biraz tedirgin oluruz, yolun seyrini kestiremiyor olmanın bir kaygısı kaplar bizi, kendimizi korumaya ve devam etmeye çalışırız. Tünelde devam ederken, yolun akışına karşı, bilgi toplamaya çalışırız ancak sonunu göremediğimiz her tünel bizi zorlar bazen de çok zorlar. Tünelde yol aldıkça, kısmen ilk anlardaki tedirginliğimiz azalmaya başlar, o karanlığın içinde kalmaya bir şekilde adapte oluruz. Yol aldıkça, duygularımızı yönetmeyi öğreniriz, ilk anlardaki gibi kaygı, korku yoktur, azalmıştır ve o duygu dönüşmüştür. Tünelin sonuna yaklaştıkça, uzaktaki ışığı fark edince, derin bir "oh" çekeriz ve kendimize döneriz. O tünelde kaldığımız ve öylelikle yol alabildiğimiz için kendimizle gurur duyarız.
 
Belirsizlikle zorlandığımız çoğu şey, tünelde yaşadıklarımız gibidir. İlk zamanlar tahammül etmek, baş etmek çok güçtür. Belki inkar ederiz, belki dayanamayacağımızı söyleriz, belki agresifleşir, belki hüzünlü, belki üzgün hissederiz. Hangi duygular olursa olsun, bizi zorlayan, sıkıştıran, mücadele edemeyeceğimizi düşündüğümüzdür asıl zorlu olan.
 
Tünelin içinde kaldığımız gibi, yaşadığımız durumun, hissettiğimiz duygunun biraz içinde kalabilmeyi başarırsak eğer, kendimize göre en uygun yöntemi geliştirebildiğimizi fark ederiz çünkü bu konuda donanımlıyızdır, bu konuda eski deneyimlerimizden edindiğimiz bir becerimiz vardır. Sadece belirsiz durumlarla karşılaştığımızda bu becerinin bizde olmadığını düşünürüz, çaresiz olduğumuz ya da bu sefer ki olmayacak gibi görünür.
 
Her belirsizlik durumunda bunu kendimize hatırlatmak en uygun seçenektir. Daha önceden sizi zorlayan durumlarda nasıl yol aldığınızı, o durumda size ne yapmak iyi gelmişti, nelerin kendinizde güçlü ve zayıf olduğunu fark etmiştiniz, tüm bunları hatırlamak gerekir çünkü üstesinden gelebilmiş olmak yine bunu gerçekleştirebileceğimizin bir göstergesidir. Biz belirsizlik ile başa çıkarken, bizi zorlayan duyguların ne söylediğine iyi bakmak gerekir, belirsizlikten kaçınıyorsak, belki de bu duyguların bize neler söylediğini duymaktan kaçınıyor olabiliriz. Duyguların ne söylediğini dinleyip, bize getireceklerinin sorumluluğunu alabilirsek, hiçbir belirsizlik bizi  bu denli olumsuz etkilemeyecektir. Bu sebeple, biz de yarattığı duyguların sorumluluğunu alarak bir başlangıç yapabiliriz.
 
Pandemi süreci, tam olarak ne zaman biteceğini bilmediğimiz, belirsizliğin hakim olduğu bir süreç bizler için. Pandeminin ilk günleri, bu durum karşısında inkar ettik, dikkate almadık, yokmuş gibi davrandık belki de çok fazla tepki gösterdik  ancak tüm bu mekanizmaların işlevsel olmadığını kabul edince bu süreçten, bu şekilde uzaklaşmadan, içinde bulunduğumuz duruma teneffüs ederek daha işlevsel baş edebildiğimizi gördük ve baş etmenin mümkün olduğunu öğrendik. Eksiğiyle, fazlasıysa her kim olursak olalım, yaşadığımız her durum, bize kendimizle ilgili bir şeyler söyler, onları duymamak demek kendimize haksızlık etmek, aynı zamanda kendimizi reddetmek demektir. Fark edelim ki, kaçındığımız her şeye daha çok yakınlaşırız. 

Psi. Ceren Yağcıköseoğlu