Özseverler, Sevgiler ve Kurbanlar

Özseverler, Sevgiler ve Kurbanlar

Kendimizi makul ölçülerde değerli hissetmemiz, hayatımızı sürdürmemiz, bekamız için gereklidir.

Ama, bu değerlilik hissi, bazılarında öyle fazla olmaya, haddini aşmaya, narsisizm de denen özseverlik boyutlarına varır ki, başkalarının yaşamlarını, bekalarını, mutluluklarını, birey oluşlarını tehdit eder hale gelir. Özverin kendi gereksinimleri, başkalarının gereksinimlerini görmesini, anlamasını engeller. Kişiyi başkalarına karşı kör kılar. Kibir derecesine varmış kendini beğenmede kişi, kendini diğer insanlardan çok daha özel, ayrıcalıklı hisseder. Üstün niteliklere sahiptir. Çok güzeldir, çok bilgilidir, çok akıllıdır, çok yeteneklidir. Bu ayrıcalıklı olma hali, doğal olarak (kendine göre tabii), bir sürü yetkiye de sahip olma hakkı verir. Kurallar varsa, bu kurallar ona göre değildir, onun için değildir. Hep övülsün, pohpohlansın ister. Öncelik onundur. İlk söz olduğu gibi, son söz de onundur, ona aittir. Hep göz önünde olsun ister. Başkaları ne ister, neyi gereksinir, bilmez. Bilse umursamaz. Halden anlamaz. Eşduyum yapamaz. Artmış abartılı kendilik değerini, özseverliğini canlı tutabilmek için, ironiktir belki ama, başkalarına gereksinim duyar; diğerlerinin takdirine, hayranlığına. Ve siz ne denli onaylasanız, takdir etseniz de bu gereksinimi ne tümden doyar ne de ardı arkası kesilir bu talebin, gereksinimin. Sekiz silindirli araba gibi yakıt harcar. Ama bu özsever canavar arabanın yakıtı hep dışarıdan temin edilir. Yakıt deposunu hep başkaları doldurur. Yakıt koyulmazsa, kabalaşır, kırıcı, hatta saldırgan olabilirler. Yakıtları temin edilmediğinde, Ferrari görünümlü bu alımlı çalımlı arabanın motorunun olmadığını da görürsünüz…

Evet; bu alımlı, albenili, cilalı, güçlü, özel görünüm o denli kırılgan, o denli uçucudur ki… Yaşamın zorlukları, örseleyici olaylar, yaşamın hakikatları gelip kapıyı çaldığında kolaylıkla altüst olabilirler. Ezberleri bozulabilir. Bu durumda hemen kırıcı, kaba, aşağılayıcı, saldırgan olabilirler. O cila kazınınca, üstün ve olumlu özellikleriyle bilinen kişiden bir şeytan çıkabilir. Kendi duygularına karşı çok duyarlıdırlar ama sizinkilerinkine karşı değil. Siz ne hissediyor, siz ne yaşıyorsunuz ne gam… Özür dileme konusunda da çok cimridirler. Her koşulda özür, sizin dilemeniz gereken bir şeydir.
Özellikle kendilik değeri yüksek olmayan, bağımlı özellikler gösteren kişileri hızla büyülerler. Çevrelerinde pervane ederler. Bu kişileri çıkarları için kullanır, istismar ederler. Gereksinimlerini karşılayamaz durumdaysanız, üzerinize bir çarpı yemekten kurtulamazsınız. Sanki içi boşaltılmış, işe yaramaz bir şey (evet şey, bir nesne) gibi, ortalık yerde, gözü yaşlı, çökkün, çok zaman da suçluluk duyguları içerisinde kalıverirsiniz. Bu yazıda amaç bu özsever kişileri tu kaka ilân etmek değil. Kimse dünyaya kötü olarak gelmiyor. Bazı genlerimiz, içine doğduğumuz aile, sosyo-ekonomik koşullar, zorlu yaşam olayları, birbirinden farklı çokça neden ve bileşen bizleri apayrı noktalara getirip bırakıyor.

İlişkilerindeki bencillikleri, sömürücülükleri ile zor bir kişilik yapısından söz ediyoruz. Tabii bunlar da birer bebekti bir vakit. Rakel Dink’in dediği gibi; koşullar “bir bebekten bir katil” yaratabiliyor. Özsever kişilerin tüm o şişmiş özgüvenlerinin ardında, zayıf, kırılgan bir kendilik olduğu belirtiliyor. Yaşamlarının o ilk aylarındaki, yıllarındaki ebeveyn ile ilişkilerinden yazık ki yaralı, kırılgan çıkıyorlar. Özseverliğin psikodinamiklerini anlamak, aslında bu kişilerin belki de zavallı, kırılgan birer insan olduklarını söylemek; onları anlama çabasına girmek gerekli ve değerli bir çaba. Ama bu çaba, olumsuz davranışlarını onaylamak anlamına da gelmemeli. İlginçtir; bu özsever kişilerin nerdeyse dörtte üçü erkek. Kurbanlarının çoğu da kadın tabii. Her eğitim düzeyinden, her sosyoekonomik düzeyden olabiliyor bu kişiler. Yani, okumamış cahil falan değiller öyle.

Hep bir adama biat eden, onun tarafından sömürülen, kimi zaman dövülen hatta öldürülen insanları tanıyor musunuz? Giyimine, arkadaşlarına, işine, eve giriş çıkış saatlerine, özel bir alan olan elindeki cep telefonuna karışılan? Burada bir itiraz sesi yükselebilir. Hey, tabii ki eve giriş çıkış saatlerine, giyimine karışırım! Bir toplum içerisinde, belli normlar içerisinde yaşıyorsak ve bir aile isek, tabii ki birbirimize karşı sorumluluklarımız, uymamız gereken kaideler vardır. Buradaki karışmada ölçüsüzce bir karışmayı anlatıyorum. İnsanı sık boğaz eden, nefes almasını engelleyen, bireyliğini, özel alanlarını ortadan kaldıran, illallah ettiren, yaşamdan soğutan bir karışmadan, kısıtlamalardan… Sevgi sözcüğünü ağzından dilinden düşürmeyen ama, sizin sevginizle, seviyor olup olmamanızla pek de ilgilenmeyen; sizi size rağmen seven insanları (çoğu zaman adamları demek gerek) tanıyor musunuz? Sevmenin şeklini, dozunu onların ayarladığı, bir ilişkinin bittiğine onların kendilerinin karar verdiği… Siz bitti deseniz de bitirmeyen, git deyince gitmeyen, sizin gitmenize izin vermeyen… Geriye sizden sağlıklı bir parça bile bırakmayan… Daha bir dakika önce elinde güllerle gelip size sevgisini sunan, ama kabul görmediğinde, sevginin anında nefrete, yok ediciliğe, kıyıcılığa dönüştüğü insanları?

Bu zor insanlar, partnerlerini de kendi gereksinimlerine göre seçerler. Yüksek albenileri sayesinde birini elde etmeleri o denli zor da olmaz. Çoğu zaman, anahtar kilit ilişkisinde olduğu gibi, seçilen kişi ya da kurban, bağımlı özellikler gösteren biridir. O da kendi bağımlılık gereksinimleri nedeniyle, kolayca bu ilişkide yerini alır. İlk başlarda güzel bile olabilir bu ilişki. Ne de olsa, iki tarafın da gereksinimleri karşılanmaktadır. Ama giderek, ilişkide birinin yaşam alanı genişlemekteyken, ötekinin alanı daralmakta daralmakta, sanki daha edilgen kişi giderek duvara dayanacak şekilde geriletilmektedir. Gerileyecek alan kalmadığında, artık söz konusu olan yaşamın sürdürülmesi olduğunda, vakit geçmiş olabilir. Gazetelerin üçüncü sayfalarına yerleşecek bir mevta olunabilir… Böylesi kişilerle yaşayan kişilere birkaç öneride bulunmak istiyorum. Evinizde ve yaşamınızda soluk alabileceğiniz kendinize ait alanlarınız olsun. Süregiden aşağılamalar, sözlü ve hele fiziksel şiddetler ortaya çıktığında, konuyu örtmeyin. Kırılan kol yen içerisinde kalınca iyileşmez. Ailenizle, güvendiğiniz arkadaşlarınızla, bir ruh sağlığı profesyoneliyle, aile danışmanı ile görüşüp yardım alınız. Olayın içerisindeyken insan durumu sağlıklı değerlendiremeyebilir. Dışarıdan, nesnel gözlemlere kapı açınız. Yardım isteyiniz.

Bu yardım talebi, gerekirse, sivil toplum örgütlerine, kolluk kuvvetlerine, savcılığa dek uzanabilmelidir. Olayı geciktirdikçe, örttükçe, öteledikçe, çözümü daha zor ve pahalı bedellerle olacaktır. Yeter diyebilmek, sınır koymayana sınır koyabilmek gerekebilir. Kimi zaman, ilişkiyi sonlandırmak en sağlıklı çözüm olabilir. Bunun ne zaman ve nasıl olacağı konusunda da destek almanızı öneririm. Akıllıca adımlar atarak, özsever insanın gazabından korunarak adım atmada fayda vardır. Sizin bilgili olmanız, profesyonel destek alıyor olmanız, aile ve arkadaşlarınızın, sivil toplum örgütlerinin, gerekirse kolluk kuvvetlerinin yanınızda olduğunun bilinmesi, özseverin size dönük öfkesini eyleme dökme olasılığını azaltabilir. Bu tür kişilerle yaşarken susulması, bitmiş bir ilişkiye bir daha bir daha şans tanınması, sadece sorunu daha da uzatacak, yiyeceğiniz dayağın sayısını arttıracaktır. Kötü muameleyi önlemenin en iyi yolu, bunun olmasına izin vermemek ya da ilk görüldüğü anda hal çaresine bakmaktır. Bu hal çaresi, bitirmeyi ve gitmeyi içerebilir. Bitirmeyen, gitmeyen, istismarın devamına da maalesef ışık yakabilir. Dur ve yeter sözcüklerini söz dağarcığınıza katmakta yarar var! Şiddetten, istismardan uzak, sağlıklı, doygun sevgi ilişkileri içerisinde olmanız dileğiyle.

Dr. Levent TOKUÇOĞLU, Psikiyatr
Email: fltokuc@hotmail.com