Girişim Ekosistemi ve Yeni Nesil Girişimcilik

Eskilerin deyimiyle kendi işini kurmak, müteşebbislik veya yeni neslin terimiyle Girişimcilik ve Start up dünyası. Hangi terimi istersek kullanalım her ikisinin de temelinde bir fikir yatar: kendini gerçekleştirmek, hayat amacına uygun bir olgunun arkasında durmak isteyen, kendi ideallerine koşan kişilerin, hayallerini gerçekleştirme deneyimlerinden oluşan çabadır aslında girişimcilik…

Tarih boyunca girişimcilerin hepsi insanlığın sorunlarına odaklanmış, bunları kendilerine dert edinmişlerdir. Bu açıdan girişimciler farkındalıklı bireyler topluluğunu oluştururlar. İnsanlık çoğu zaman hayat amaçları olan insanlar sayesinde ayakta duruyor diyebiliriz.

Bütün icatların ve fikirlerin arkasındaki muhteşem düşüncelerden ilham alanlar olmasaydı, emin olun bugün insanlık çok çok gerilerde kalırdı. Tekerlek icat edilmese, elektrik bulunmasa, bilim ve teknoloji bu kadar ilerlemese, bırakın çağların ortaya çıkmasını, hayatlarımız bu kadar kolay gelişim ve ilerleme gösteremezdi. Tüm güzel gelişmeler başkalarının farkında bile olmadıkları beklentilerini anlayıp, bu beklentilere göre iş modelleri veya ürünler üreten girişimciler sayesinde gerçekleşmeye devam ediyor. Türkiye’de ise girişimcilik bir yana dursun, genel anlayış düzenli bir gelire sahip olmak üzerine kurguludur. Özellikle seksen kuşağı sonrası ikibinli yıllara kadar anne ve babalarımız bir memuriyet edinmek üzerine telkinlerde bulunur; çocuklarının, memur, asker, öğretmen veya devlet kanalında bir işte çalışarak hayatlarını sürdürmelerini arzularlardı. Bugünse nitelikli mesleklere yönelim halen revaçta iken diğer yandan da girişimcilik dünyası iştahla büyümeye devam ediyor. Yeni nesil ; eski tip dokuz altı mesai kavramına karşı durarak , kendi saatlerini ve esnek çalışma modellerini arıyor veya kendi işi olsa bile en azından saatlerce kendine yatırım yapmayı tercih ediyor. Google, Facebook, Instagram, Apple gibi milyar dolarlık şirketler sayesinde iş yaşamındaki farklı ofis ve çalışma ortamları dünyadaki her şirketi etkilemeye de bir yandan devam ediyor. Artık şirketler oyun odaları, yetenek ve hobi kursları, farklı atölyelerle nitelikli çalışanları cezbetme çabasındalar. Yetişmiş bir insan kaynağının kaybı, şirketler için çok büyük bir külfet olmaya başladı ve artık herkes bunun farkında.

Sektörleri değiştiren ve iş yapış tarzlarına başka bir soluk getiren bu anlayış, hayaller kuran ve güzel iş fikirleri olan gençleri çok genç yaşlarda kendi şirketlerini kurma konusunda da heyecanlandırıyor. Birçok konuda ülke olarak teknolojiyi geliştirenler konumunda bulunmuyoruz. Fakat bu teknolojileri kullanarak bir şeyler geliştirme konusunda fena olmadığımızı da kabul etmeliyiz. Eskiden bir iş kurmak için aileden destek almak ve kendi birikimleriyle yola çıkmaktan başka bir çare bulunmazken, artık sayamayacağınız kadar ihtimali değerlendirip kendinize bir çıkış yolu bulabiliyorsunuz. Devletin Kosgeb kanalıyla girişimcilere sunduğu imkanlar, Tubitak, TOBB, Kagider gibi kuruluşların destekleri yanında birçok üniversite de girişimciler için kaynak yaratacak programlar yürütüyorlar. Özellikle teknoloji şirketleri ve bankalar bu rüzgara ayak uydurarak proje ve kuluçka merkezleri kanalıyla bu alanları büyütüyor, gençlere iş imkanı sağlıyor ve kendi şirketlerini kurmaları için destek oluyorlar.

Bu gelişmeler devam ederken bir yandan da kurum ve şirket içi girişimcilik programları ile nitelikli kadrolarını kaybetmek istemeyen kurumsal şirketler, bir bir çoğalıyorlar.

İşin kaynaklar kısmından asıl odağa gelirsek; girişimci neler hayal ediyor? tarafı çok daha önemli. Bilinen yanlışları ve doğru bilinenleri çok iyi ayırt etmek gerekiyor. Çoğunlukla Türk girişimcilerin ilk hedefi;  şirketine yatırım yapılmasını sağlayarak büyümek ve şirketi hayal kurduğu milyon dolarlık arenalarda görebilmek. Bunu söylerken çok kolay görünse de işin gerçekliğine geldiğimizde, her şey hayal edildiği kadar kolay olmayabiliyor. Çünkü girişimci sayısı kadar yatırımcı sayısının çoğalması da bir o kadar önemli. Nitelikli girişimci ve doğru yatırımcı bir araya geldiğinde başarılı işlerin ortaya çıktığına şahit oluyoruz. Herkesin hayali şirketinin dünyaya açılması ve milyonlarca kullanıcıya ulaşabilmesi ama bunun için elbette ülke olarak bazı engelleri de girişimcilerimiz aşmak zorundalar. Amerika’daki bir girişimci ile Türk girişimciyi yan yana koyduğumuzda ilk göze çarpan, iki tip girişimcinin bakış açıları oluyor. Ve önemli bir dayanak ta ülke olarak fırsatlarınızın ne kadar çok olduğu. Tabloya buradan bakarsak; Türk girişimcilerimiz oyuna başlarken 80 milyonluk bir pazarla muhattap iken, Amerika’da bulunan bir girişimci ise pazarını en az dört beş milyar insan olarak görüyor. Bu da haliyle şirketinin büyüklüğünü ve değerlemesini de büyük oranda değiştirebiliyor. Büyük dünya devleriyle ortaya çıkardığınız bir girişim ve start-up modeliyle anlaşma yaptığınızda anında büyük değerlere ulaşabilme potansiyeli bulabiliyorsunuz . Bir diğer artı ise paranın katma değeri ve satış ölçeğindeki geri dönüş ve ilerleme hızı… Haliyle tabloyu doğru okuduğumuzda geri adım atmamız değil daha çok çabalamamız gerektiği bilincine varmamız gerekiyor. Yatırımcılar tarafında ise Türkiye’de iş potansiyeline baktığımızda melek yatırımcı veya yatırımcı ağları henüz istenilen yeterliliğe gelmiş durumda değil, ama karamsarda olmamalıyız. Son çıkan yasalar sayesinde akredite olmuş yatırımcı belgesi ile bu görevi icra eden sayımız da hızla artıyor. Burada önemli olan nitelikli bir artışın ortaya çıkması; hem yatırımcı hemde girişimci tarafında… Son dönemde Amerika’da melek yatırımcılar daha sıklıkla yatırım fonları altında birleşmeye başladılar. Ve bu fonlar birden çok yatırımcı ile ortak bir yapı oluşturuyorlar . Bu sayede yatırımcılar da çok büyük meblağlar yatırmadan daha bağımsız bir yapıyla yönetimlere dahil oluyorlar. Daha başarılı bir iş modeli yarattıklarını söyleyebilirim.

Günün sonunda her yatırımcının hayali,  girişimci gibi bir gün yatırımdan exit etmek.  Yani girişimi; hedeflenen büyüklüğe ulaştığında bir başka yatırımcıya satarak girişimden ve yatırımdan ayrılmaktır. Çoğunlukla teknoloji odaklı girişimler ve start-up lar yoğunlukta görülseler de; perakende, tarım, biyoteknoloji, sağlık ve üretim alanında da birçok girişime şahit olmaya devam ediyoruz. Yatırımcılar ise ellerindeki yatırım miktarını farklı alanlardaki girişimlere dağıtarak risiklerini minimize etmeye çabalamaktalar.

Tüm bunlar olurken girişimcilikte bizlerin odaklanması gereken öncelikli bir konuya daha sahibiz. Ülkemizin kanayan yaralarının başında gelen, kadın istihdamı konusu çok değerli. İstihdamı artırmak konusunda yapılan çalışmalar henüz istenilen seviyede olmasa da kendi işini kurmak isteyen ev hanımları veya genç kadın girişimcilerin çabalarını da takdir etmemiz gerekiyor. Ben kendi adıma pozitif ayrımcılık yapmaya çabalıyorum. Pazarda, iş hayatında küçük kobilere rastladığımda özellikle tercihlerimde bir parça onları seçtiğimi itiraf edebilirim. Hatta bu konuda birçok araştırma işin gerçekliğini ve vehametini çok daha iyi gözler önüne seriyor diyebilirim.
Harward Business Review’un yaptığı araştırmalar ışığında ortaya çıkan verilere göre kadın istihdamı na değer veren ülkeler hızla gelişme gösterirken diğer ülkeler çok gerilerde kendine yer bulabiliyorlar. Bir diğer etken ise kadın işgücünün veya kadın yöneticilerin hakimiyetinin olduğu şirketlerde büyüme eğrisi ve müşteri memnuniyet oranlarının daha yüksek olduğuna şahit oluyoruz. Bunu duygusal zekalarının (EQ)  yüksek oluşuna bağlamaktan ziyade,  yönetme ve çekip çevirme konularında biz erkeklerden daha farklı yönetimsel artılara sahip olmalarına bağlıyorum.

İş hayatıma çok ufak yaşlarımda başladığım günleri anımsadığımda, başarılı olmanın altın kuralının iyi iletişim olduğuna her daim şahitlik etmişimdir. İnsanı iyi tanımanın, hedef kitleyi iyi analiz etmenin, müşteriyi doğru anlamanın ve problem çözme yeteneğinin bir girişimcide bulunması, başarısı için en önemli etkenler arasındadır. Kurumsal hayata atılıp işe başladığımda o zamanlar şirket içi projelerde rol alma deneyimleri güzel gelse de ; girişimci doğuluyor mu? Sonradan mı girişimci olunuyor? Sorusuna, ben biraz insanın içinde olan yeti olarak da bakan taraftayım. Bu sebeple kendimi her daim öğrenmeye aç bir girişimci olarak tanımlarım. O ruhu taşıyorsanız birşeyler sizi sürekli dürtüyor. Bu sebeple ben girişimcilere veya kendi işini kurmuş kişilere danışmanlık yaparken telkinlerimde, iç seslerine sıkça kulak vermelerini öğütlüyorum. Bugünün girişimcileri korkusuzca ilerlemeliler… kaybedecek birşeyleri olmadığını ilk adımı attıklarında anlayacaklar… Bugun otuz veya kırkbin liralık bir yatırımla birçok girişimci şirket kurabilir. En kötü seranyoya dahi odaklansak; işlerini başarıya ulaştıramasalar dahi, bir eğitime katılsalar ve bu bedeli eğitimlerine ödeyecekler ise bu kadar zengin bir deneyim elde edemeyeceklerini söyleyebilirim. Çünkü pratik her zaman teoriden iyidir. Suya girmeden boy veremezsiniz. Girişimcilik serüvenimde birden çok şeyi deneyimleme şansı bulmuş, birçoğunda başarılı iş modelleri geliştirmiş ve farklı deneyimleri tatmış biri olarak, eğer kendi işimi kurmasaydım, bugün ve ileride anlatacak hiçbir hikayem olmazdı diye düşünüyorum. Bu sebeple girişimcilere sadece kendiniz için değil, size inananlar için, bu güzel ülke için ve arkanızdan gelecek yeni girişimciler için iyi hikayeler yazın diyorum. Yazın ki; düştükleri veya tökezledikleri zaman sizlerin hikayelerindeki eksiklikleri de görüp yeniden çabalasınlar ve yılmayarak başarının kapılarını aralayabilsinler. Eğer bir girişimci değilseniz bile sizlere tavsiyem bu girişimcilere destek olmanız onları yüreklendirmeniz olacaktır. Bir ürün veya hizmet satın alıyorsanız en azından onların ürünlerini satın alın. Bu sayede farklı bir yöntemle de büyümelerine katkıda bulunabilir ve girişimcilerin gizli yatırımcıları olabilirsiniz.