Biyofrekans ile çocuklar daha sağlıklı

 

Biyofrekans terapi sistemini kullanan Çocuk Doktoru Esra Dolar, sistemin çalışma pratiği ve çocuk hastalıkları konusundaki başarısı hakkında Sağlığa Bakış okuyucularına bilgi verdi.

 

1) Doktor Esra Dolar kimdir, bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

 

1999 senesinde Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun oldum. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Pediatrik İhtisas Programını tamamladım. Özel sağlık kurumlarında Çocuk Sağlığı Hekimliği yaptıktan bir süre sonra 2018 senesinde İstanbul’da açtığım biyofrekans uygulaması da yaptığım çocuk kliniğimde çalışmalarıma devam ediyorum.

 

2) Biyofrekans sistemi ile nasıl tanıştınız?

 

Almanya’da düzenlenen bir titreşim tıbbı kongresinde Dr. Sümer Zeynep Karabey ile tanıştıktan sonra biyofrekans sistematiğine ilgi duymaya başladım. Bu ilgi zamanla bana sistem içerisinde uzmanlaşmam gerektiği düşüncesini itti. Almanya’da ve Türkiye’de Biyofrekans Sistematiği ile ilgili birçok eğitim aldıktan sonra, kliniğime gelen hastaların hızlı bir şekilde iyileşmelerini gözlemledim. Şu an Üsküdar Çengelköy’de faaliyet gösteren kliniğimde; üç Trikombin Cihazı, iki hekim ve üç yardımcı personel ile yoğun bir şekilde çalışmalarıma devam ediyorum.

 

3) Ülkemizde son yıllarda Biyofrekans Terapi Sistemi büyük bir gelişim gösterdi. Biyofrekans sistemini bize nasıl tanımlarsınız?

 

Klasik tıp hastalığın semptomları ile ilgilenir genellikle. Ancak Biyofrekans Sistemi hastayı bütüncül olarak değerlendirdiği için hastalığa neden olan ana etkenler üzerinde yoğunlaşır. Biyofrekans Sistemi uygulayan bir kliniğe başvuran hastanın tüm organları, zihinsel durumu, güncel yaşam durumu değerlendirilip bu değerlendirmeler sonucunda hazırlanan terapi protokolleri hastaya uygulanır. Amaç hastalığa sebep olan tüm faktörleri ortadan kaldırmaktır.

Klasik Tıp uygulamalarına destek olması açısından çok önemli ve etkin bir yöntemdir Biyofrekans Sistematiği.

 

4) Çocuk Hastalıkları uzmanı olduğunuzu biliyoruz. Çocukların en çok maruz kaldığı kronik hastalıklardan biri de besin alerjileri. Terapi sisteminiz besin alerjilerine nasıl yaklaşıyor?

 

Maalesef ki günümüzün yaşam koşulları elli yıl öncesine göre çok daha fazla zorluklarla dolu. İnsan kalabalığı, çevre kirliliği, araç trafiği, elektromanyetik maruziyet, zararlı kimyasallar, toksinler, kötü beslenme alışkanlıkları ve daha birçok etken ilk önce çocuklara zarar veriyor. Daha anne karnındayken bebek bu zararlı etkilere maruz kalmaya başlıyor. Bazen anneden geçen bazen de çevresel etkiler nedeni ile çocuklarda çok sık besin alerjisi veya besin intoleransları oluşmakta. Besin alerjilerinin testi konusunda hastadan aldığımız kan numunesini test ederek bir sonuca ulaşıyoruz. Öncelikle yumurta, süt, buğday, şeker gibi majör alerjenleri değerlendiriyoruz. Daha sonra diğer alerjen besinleri ele alıyoruz. Hasta üzerinde tespit edilen alerjen madde, Biyofrekans Sistemi sayesinde çok kısa süren bir diyet yardımı ile 1-2 terapi uygulaması ile kişiye uyumlanıyor. Ancak tabi ki bu yöntemin yanında hastanın yaşam biçimini düzenlemesi, eğer gerekiyorsa besin takviyeleri kullanmasını öneriyoruz.

 

5) Esra Hanım, bu alanda aldığınız sonuçlardan da bizlere bahseder misiniz?

 

Tıp Bilimi tüm bilim dallarında olduğu gibi kanıtlara dayalı bir bilim dalıdır. Bu durum Titreşim Tıbbı’nın ana dalı olan Biyofrekans Sistematiği için de geçerlidir. Bir terapi yöntemine kanıt göstermek sadece bilimsel makalelerle yeterli olmayabilir. Bunun yanında güncel hayattaki kliniksel verileri de kanıt olarak kabul etmek gerekmektedir. Her ne kadar şu günlerde, Türkiye’de üç üniversitede birden eş zamanlı Biyofrekans Sistematiği Bilimsel Çalışmaları devam ediyor olsa da klinik verilerini ben çok önemsiyorum. Bugün ülkemizde 33 klinikte hizmet veren Biyofrekans Hekimleri şu konuda hem fikir sahibi olmaktadırlar: ‘Biyofrekans Sistematiği ile alerji terapilerinde %90 başarı oranına ulaştık.’

 

6) Modern tıbbın tedavisinde en çok zorlandığı hastalık guruplarından biri de hiper aktivite. Biyofrekans terapi yöntemlerinin otizm konusunda başarılı olduğunu duyuyoruz. Bu alanda bir çalışmanız oldu mu, sonuçları ne durumda?

 

Özellikle Hiper aktivite ve otizm yıllar içerisinde çocuklar üzerinde etkisini arttırarak devam ettirmekte. Yapılan bilimsel araştırmalar otizmi ve hiper aktiviteyi tetikleyen en önemli üç etkenin; bozuk barsak florası (kötü beslenme alışkanlıkları ve toksin içeren gıdalar), ağır metal yükü ve elektromanyetik maruziyet (cep telefonu, bilgisayar, baz istasyonlarından kaynaklanan radyasyon) olduğu tespit edilmiş. Otizmli çocukların çoğunda bir besin alerjisi mevcut. Biz öncelikle otizmli çocuklarda beslenme alışkanlıklarını düzenleme yoluna gidiyoruz. Daha sonra bu çocukların radyasyondan korunmalarını tavsiye ediyoruz. Şimdi bunun için elektromanyetik kalkan görevi gören birçok ürün var ülkemizde. Daha sonra hastanın Biyofrekans Sistematiği dahilinde bulunan duygusal, zihinsel, nörolojik terapi reçetelerini çalışarak sonuca doğru adım adım ilerliyoruz. Zaman içerisinde hiper aktif ve otizmli çocuklarda da tıpkı alerji de olduğu gibi yüksek oranlarda başarı sağlayacağımıza inanıyorum.