BİR ZAMANLAR

Uzun yıllar ecza depoculuğu yaptım, başlangıcım 90’lı yıllarda gezici plasiyerlikti. Depo plasiyerinin görevi periferde (merkezden uzak bölgelerde) eczaneleri ziyaret ederek sipariş ve tahsilat almaktı. Depolar şimdiki gibi yaygın değillerdi, eczaneleri bir gün önce arayarak siparişlerini alır, onları teslim eder, yeni siparişlerini alır ve tahsilat yapardık. Daha sonra PTT’ye gider siparişleri faks ile gönderirdik. Siparişler hazırlanır ve 1 gün sonra ambar, otobüs ya da minibüs ile gönderilirdi.

 

Eczaneden sipariş alırken eczacı ya da yetkili kalfa ile rafları dolaşıp eksikleri tespit ederdik, daha sonra sipariş listesine geçilirdi. Taşradaki eczane haftada 1 ya da 2 defa servis alırdı. Bu yüzden stoklu çalışırlar, hastalarına yok dememek için gayret ederlerdi.

 

O zamanlarda gelen zamlar sürsaj (etiketleme) yapılırdı. Bu sayede stoktaki ilaçlar değer kaybetmezdi. Çünkü 5-6 ayda bir zam gelirdi ve eczacılar ilaçları etiketlerdi, hatta bazı ilaçlarda 4-5 etiket olurdu. İlaç çeşidi şimdiki kadar çok olmadığı için 1 akşamlık mesai ile zam alan ilaçlar etiketlenir, raflara konulurdu.

 

Tabi biz de depoda elimizdeki ilaçları etiketler ve yeni fiyattan satardık. Ulusal depolar yoktu, yerel depolar sadece kendi bölgesine ilaç sevk ederlerdi. Depoda bir patron bir de yetkili müdür olurdu, bu yüzden tüm eczaneleri tanır ve ahbaplık ederlerdi.

 

Eczacı ya da kalfa da hastalarını birebir tanır ve tedavilerini takip ederlerdi. Tamamen güvene dayalı bir sistem vardı. Eczanelerle açık hesap ya da elden senet çalışırdık. Günü gelince senedi götürür paramızı alırdık. Eczaneler depo ile çalışırken, deponun çeşidine vs… bakarlardı ama önemli olan plasiyerdi. Eczacı bize güvenirdi, biz de ona güvenirdik. Eczane ziyaretinde işler çok yoğunsa banko arkasına geçer reçete yapar, kupür keserdik. Laboratuvarda beraber yemek yapar ekiple yerdik. Hatta yatılı kalacaksak eczane nöbetinde bile gidip yardım eder, belli bir saatten sonra eczanede uyur, sabah kahvaltımızı eder ve seyahate devam ederdik.

 

Zaman zaman da eczacı depoya gelir, rafları dolaşır sipariş yapardık. Eczacı bizim için abi ya da ablaydı. Eşini, çocuklarını, babasını kısacası tüm ailesini bilirdik. Ziyaret günlerimiz hep aynı olduğu için bizi beklerlerdi. Eczaneye biz, ıtriyat depocuları ve ilaç firması mümessilleri hep aynı gün gider, birbirimize destek olurduk.

 

Geçmişte eczanelerde çok zor yenilenir hatta geçici çözümler ile devam eder, komple tadilat ya da dekorasyon hemen hemen hiç yapılmazdı. Evet ürün çeşidi azdı, hasta/müşteri şimdiki kadar bilgili değildi ancak özellikle taşra da eczacıya “eczacım eczaneyi neden dekore ettirmiyorsunuz? “diye sorduğumda; “Dur şimdi icat çıkarma, hem yenilersek müşteri lüks bulur kaçar.” derlerdi. Tabi ki o zamanın ruhu buna uygundu.

 

Günümüzde ise hastalar sosyal, dijital ve yazılı medya sayesinde, teknoloji ve reklam sektörünün geldiği nokta itibarı ile hem bilgili hem de ilgililer. Herkes güzel olmak, sağlıklı ve kaliteli yaşamak istiyor ve bu konuda bilgiye kolay ulaşıyorlar. Hatta zaman zaman eczanede karşılaştığım müşteriler, eczacıya bile tavsiyede bulunuyor:” Bak şekerim, bu üründen bulundur. Bu çok satacak.” falan diyorlar.

 

Eczanedeki ürün çeşidinin artması, daha çok bilgili ve araştırmacı müşteri hasta profili doğal olarak Eczacının sürekli bilgilerini güncellemesi ve yeni nesil tasarım eczaneler yapılmasına neden oluyor.

 

Değişmeyen ise eczane ve eczacıya güven…